İletişim
literatüründe pek çok ikna teorisi olsa da bugün “ekme teorisinden”
(cultivation effect) bahsetmek istiyorum. Zira bir önceki “Televizyon, Öldüren Bir Eğlencedir” başlıklı yazımda söz konusu teorinin
yansımalarına örnek olacak şekilde Baudrillard’ın argümanından bahsettiğimi
fark ettim. Bu nedenle Baudrillard’ın argümanına teorik dayanak olması
açısından ekme teorisini açıklama gereği duydum.
Amerikalı
iletişim bilimci George Gerbner tarafından geliştirilen ekme teorisi,
bireylerin gerçeklik algısı ile TV izleme düzeyleri arasındaki ilişkiye
odaklanır. Başka bir deyişle teori, bireylerin TV izleyerek gerçeklik
algılarını oluşturduklarını ifade eder. Teoriye göre TV’de yer alan diziler,
sohbet programları (ki halk arasında daha çok tartışma programı olarak
bilinir), haberler, reklamlar gibi içeriklere maruz kalan bireyin zamanla
gerçeklikle bağı azalır ve bu içerikler, bireyin “gerçek” dünya algısını
oluşturur. Tıpkı Baudrillard
argümanında bahsi geçen Körfez Savaşı algısı gibi. Burada
önemli olan nokta, etkinin zamanla birikerek çoğalması durumudur. Dolayısıyla
uzun süreler boyunca TV içeriklerine maruz kalan bireyler için bir zaman sonra
gerçeklik, TV’de gösterilenler kadardır.
Bir
TV dizisi olan Kurtlar Vadisi’nde Süleyman Çakır karakterinin ölümünden sonra,
“gerçek” dünyada Çakır için cenaze namazının kılınması, ekme teorisinin
geçerliliğinin çarpıcı bir örneğidir. Bir diğer çarpıcı örnek ise TV dizisi
Camdaki Kız’ın Feride İpekoğlu karakterinin dizideki ölümünden sonra
yaşananlardır. Zira diziyi yayınlayan Kanal D’nin mizah amaçlı olarak Feride
İpekoğlu karakteri için ölüm ilanı vermesi, hatta bu ilanın bazı gazetelere de
düşmesi, karakteri canlandıran oyuncu Nur Sürer’in “gerçekten” vefat ettiğinin
zannedilmesine yol açmıştır.
Feride
İpekoğlu örneğinde ekme teorisinin geçerliliğinin yanı sıra etkili
iletişimde önemli olan bir diğer unsur olan “yaratıcılık uyuşmazlığından"
da bahsedilebilir. Yaratıcılık uyuşmazlığı, kısaca mesajı gönderenin
yaratıcılık algısı ile mesajı alanın yaratıcılık algısı arasındaki uyuşmazlık
ve boşluktur. Bu durum daha çok yaratıcı reklamların hedef kitle tarafından
markanın istediği doğrultuda anlaşılamaması sonucunda ortaya çıkar. Örneğin
derslerde öğrencilerime “Mozilla Firefox logosundaki şekil nedir?” diye
sorduğumda büyük bir kısmı “tilki” cevabını verirler (bu cevap iki senedir hiç
şaşmadı=)). Oysaki logodaki şekil kırmızı pandadır. Mozilla, dünya üzerinde
nesli tükenmekte olan kırmızı pandaların koruyuculuğunu üstlenmiştir ve bunu,
logosu aracılığıyla hedef kitlesine aktarmak ister. Hedef kitle, logodaki
kırmızı pandayı tilki olarak algıladığı sürece marka ile hedef kitle arasında
bir tür “yaratıcılık uyuşmazlığı” olduğu söylenebilir. Söz konusu uyuşmazlığı
ortadan kaldırmak için markanın logoya yönelik ön-testler, uzman görüşü, pilot
test, odak grup görüşmesi, okunurluk testi vb. ön değerlendirme testleri
yapması gerekir.
Ekme
teorisine dönecek olursak, TV içeriklerinin zaman içinde bireyin zihnine
“ekilmesiyle” gerçeklik algısını şekillendirmesi söz konusudur. Zaten bu yüzden
teori, ekme teorisi olarak isimlendirilmiştir. “Zihne ekilme” ve “zaman içinde
algının etkilenmesi”, bireyin ikna sürecinde etkili olabilecek bir diğer kavram
olan “uyuyan etkisi” (sleeper effect) kavramını hatırlatır niteliktedir. Zira
uyuyan etkisi, bireyin güvenilir olmadığını düşündüğü bir kaynaktan aldığı
bilgiye o an için itimat etmese de bilginin zihninde “kuluçkaya yatarak” bir
süre sonra kaynağı da unutmasıyla bilginin doğruluğuna inanmaya başladığını
ifade eden bir tür psikolojik etkidir. Yani bir nevi dedikodu etkisi de
diyebiliriz uyuyan etkisine. Günlük hayatımızda dedikodu kapsamına giren
bilgileri alırız, dedikoduların doğruluğu bizim için o an şüpheli olsa da
zamanla dedikodular zihnimizde kuluçkaya yatar ve uyanacağı günü bekler.
Uyandığı zaman ise kimden duyduğumuzu bile hatırlamadan o bilgilere inanmaya
başlayabiliriz. İşte ekme teorisi de tıpkı uyuyan etkisi gibi TV’nin bireylerin
zihnine bilgiler ektiğini, bireylerin zamanla bu bilgileri nereden edindiğini
unuttuğunu; ama artık zaten gerçeklik algısı bu bilgiler tarafından şekillenmiş
olduğu için bilginin kaynağını çok da sorgulamadan yaşayıp gittiğini ifade
eder.
Gerçeklik
algısı TV tarafından (ya da dijital yayıncılık yapan platformlar tarafından)
oluşturulan bireyin ne hakkında düşündüğü de doğal olarak söz konusu
içeriklerden etkilenir. Ekme teorisinin yanı sıra, gündem belirleme teorisi
kapsamı altında da değerlendirilen bu duruma en belirgin örnek olarak
Twitter’ın “Trend Topic”, yani gün içinde en çok konuşulan konuyu ve gündemi
belirleme gücü gösterilebilir. Ne hakkında düşüneceğine kadar geleneksel ve
yeni medyanın karar verdiği ve söz konusu medya araçları tarafından düşünceleri
şekillenen bireyin istekleri de bu doğrultuda şekillenir. Dolayısıyla birey
için “gerçek” bir özgürlükten söz edilemez. Bu noktada Schopenhauer’in
“Özgürlük Sorunsalı” adı verilen meşhur argümanını paylaşarak yazıyı
sonlandırmak isterim (Dark dizisinde de replik olarak kullanıldığını
ekleyeyim):
“İstediğimizi
yapabiliriz; ama isteklerimizi seçmekte özgür değiliz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder