17 Mayıs 2026 Pazar

DUR(AMA)MAK


Son zamanlarda hiçbir şey yapmadan öylece durduğunuz oldu mu? Sadece durmak… Hiçbir şey yapmadan… Örneğin herhangi bir şey düşünmeden, okumadan, yazmadan, dinlemeden, hazırlamadan, biriyle konuşmadan ya da telefona bakmadan. Hem de öyle çok uzunca bir süre durmaktan bahsetmiyorum. Kısa bir süre de olsa “boş boş” durmaktan bahsediyorum. Bu soruyu sormamın sebebi ne yazık ki günümüzde çoğumuzun artık “duramıyor” olması. Neden mi? Çünkü hepimiz birer performans öznesiyiz.

Yaptığımız iş ya da uğraş fark etmeksizin hepimiz birer performans öznesine dönüşmüş durumdayız. Performans öznesi sürekli bir şeyleri başarmak, yapmak ya da tamamlamak için uğraşan, herhangi bir şey yapmadığı zaman suçluluk ve vicdan azabı çeken, bir şeylere ulaşmak için durmaksızın çalışan, kendini kanıtlama ve başarılarını gösterme gayreti içinde olan, sosyal onay almadan mutlu olamayan insan türüne verilen isim. Tanıdık geldi mi?

Diyelim ki tek başınasınız ve bir kafeye gittiniz. Kafede bir kahve siparişi verdiniz. Masanızda kahvenin gelmesini “hiçbir” şey yapmadan bekleyebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle kahvenizi beklerken ve hatta kahvenizi yudumlarken hemen telefonunuza sarılacak ve gelişmeleri kaydırarak “tarayacaksınız”. Burada “taramak” kelimesine özellikle dikkat çekmek istedim. Zira artık bir şeyleri okumaktan ziyade tarıyoruz. Çünkü her şeyi çok hızlı bir şekilde yapmamız gerekiyor. Gelişmeleri hızlıca tarayalım ve hiçbir şeyden habersiz kalmayalım. Ne de olsa bir şeyleri bilmemek ya da bir şeylerden haberdar olmamak, her şeyin tek tıkla ulaşılabilir olduğu günümüz dünyasında kabul edilebilir bir şey değil. Hele ki performans öznesi için hiç değil! Bu nedenle hiçbir şeyi kaçıramayız. Aksi takdirde sistem sizi “başarısız” olarak damgalayabilir. İşte bu yüzden performans öznesi gelişmeleri kaçırmaktan korkar ve bu durum, psikoloji literatüründe FOMO (Fear of Missing Out/Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) olarak ifade edilir.

Her şeyin çok hızlı bir şekilde ulaşılabilir olması ve sistemin performans öznesinden “hız” beklentisi, performans öznesinin herhangi bir şeye dikkat ve tahammül etme becerisini ve daha da vahimi sabrını sömürür. Performans öznesi artık “hap” bilgiler peşindedir. Bir makale, roman ya da haber gibi içerikleri kendini vererek hatta altını çize çize (özümseyerek) okumak yerine yapay zekâya özetleterek içeriği âdeta hadım eder. Çünkü dikkat ekonomisi bunu gerektirir. Ne de olsa performans öznesi, mümkün olan en hızlı şekilde başarıya ya da sonuca ulaşmak zorundadır. Bu da performans öznesini yüzeyselleştirir. Zavallı performans öznesi, artık hiçbir şeyde derinleşemez. Zira derinleşme zaman, çaba ve sabır gerektirir. Bunlar ise sistemin aksi yönündeki meziyetlerdir.

Sistemin bilinçli olarak “iyi”, “güzel”, “başarılı” hatta “mükemmel” olanı öne çıkarması, zavallı performans öznesinin kendini her zaman “başarmış” olanla kıyaslamasını beraberinde getirir. “Ohh be hayat sana güzel”, “yaşıyorsun bu hayatı”, “vay be ne hayatlar var” vb. söylemlerle kendini ve kendi hayatını sorgulayan performans öznesi, “eksiklikleri” yüzüne çarptıkça hayatta kalma yanlılığına (survival bias) kapılır. Hayatta kalma yanlılığı, bir kişinin kendini sürekli olarak daha iyisiyle karşılaştırması sonucunda yaşadığı eksiklik hissi olarak tanımlanabilir. Oysaki gerçek hayatta kötü, çirkin ve başarısız da vardır. Ancak sistem, performans öznesinin kendini her zaman eksik görmesi ve bu eksiklikleri tamamlamak için sürekli olarak bir şeyler alması ya da tüketmesi üzerine kurulduğundan pozitif bir yanlılık gösterir. Bu yüzden kötü, çirkin ve başarısız olan görünür olmaz.

Kendini eksik gören performans öznesi, başka performans özneleri için “başarmış” statüsünde olabilir. Ancak sistem, başarısızlığı ya da başarıya giden çetrefilli yolu göstermek yerine mükemmel sonucu göstermeye odaklanır. Yani sadece güzel, başarılı ve mutlu anları performans öznesinin gözünün içine sokar. Örneğin kişi belki de sizin fotoğrafta gördüğünüz “o muhteşem tatile” gidebilmek için kredi çekti ya da aylar boyunca canhıraş çalıştı. Neticede sizin gördüğünüz sadece o muhteşem tatil fotoğrafı olur. Tatil için çekilen zahmet, harcanan emek değil. İşte bu durum, literatürde “ördek sendromu” olarak ifade edilir. Nasıl ki ördekleri zahmetsizce suyun yüzeyindeymiş gibi görürüz, ancak suyun altına baktığımızda suyun yüzeyinde kalabilmek için ayaklarıyla yoğun bir çaba gösterdiklerini anlarız, performans öznesi için de durum tam olarak böyledir. Ördek sendromuna kapılan performans öznesi sadece güzel anlarını yani ideal benliğini sergilemeye çalışır. Zaten gerçek benlik ve ideal benlik arasındaki fark da artık kimsenin umrunda değildir. Zira yüzeysel performans öznesi, görünenin ardındakini merak etmez. Onun için görüntü, gerçekliğe eşittir.

Evet, görüntü gerçekliğe eşittir. Bugün gördüğüm bir ördeğin görüntüsünden, içinde yaşadığımız gerçekliğe uzanan bir çağrışımlar silsilesinin sonucu çıktı bu yazı. Ve evet, dur(ama)dım. Oysaki amacım sadece ördeklere bakmak ve ânın tadını çıkarmaktı. Hiçbir şey yapmadan ve hatta düşünmeden öylece ördeklere bakmak… Ancak zihnimde önce yeşil başlı gövel ördek türküsü dönmeye başladı (evet, bu türküyü çok severim=)). Sonra ördek sendromu, sonra duramayışım…

yazımın asıl kahramanı yeşil başlı gövel ördek=)


 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

DUR(AMA)MAK

Son zamanlarda hiçbir şey yapmadan öylece durduğunuz oldu mu? Sadece durmak… Hiçbir şey yapmadan… Örneğin herhangi bir şey düşünmeden, oku...