Son zamanlarda hiçbir şey yapmadan öylece durduğunuz oldu mu? Sadece durmak…
Hiçbir şey yapmadan… Örneğin herhangi bir şey düşünmeden, okumadan, yazmadan, dinlemeden,
hazırlamadan, biriyle konuşmadan ya da telefona bakmadan. Hem de öyle çok
uzunca bir süre durmaktan bahsetmiyorum. Kısa bir süre de olsa “boş boş”
durmaktan bahsediyorum. Bu soruyu sormamın sebebi ne yazık ki günümüzde
çoğumuzun artık “duramıyor” olması. Neden mi? Çünkü hepimiz birer performans
öznesiyiz.
Yaptığımız iş ya da uğraş fark etmeksizin hepimiz birer performans öznesine
dönüşmüş durumdayız. Performans öznesi sürekli bir şeyleri başarmak, yapmak ya
da tamamlamak için uğraşan, herhangi bir şey yapmadığı zaman suçluluk ve vicdan
azabı çeken, bir şeylere ulaşmak için durmaksızın çalışan, kendini kanıtlama ve
başarılarını gösterme gayreti içinde olan, sosyal onay almadan mutlu olamayan
insan türüne verilen isim. Tanıdık geldi mi?
Diyelim ki tek başınasınız ve bir kafeye gittiniz. Kafede bir kahve
siparişi verdiniz. Masanızda kahvenin gelmesini “hiçbir” şey yapmadan
bekleyebiliyor musunuz? Büyük ihtimalle kahvenizi beklerken ve hatta kahvenizi
yudumlarken hemen telefonunuza sarılacak ve gelişmeleri kaydırarak “tarayacaksınız”.
Burada “taramak” kelimesine özellikle dikkat çekmek istedim. Zira artık bir
şeyleri okumaktan ziyade tarıyoruz. Çünkü her şeyi çok hızlı bir şekilde
yapmamız gerekiyor. Gelişmeleri hızlıca tarayalım ve hiçbir şeyden habersiz
kalmayalım. Ne de olsa bir şeyleri bilmemek ya da bir şeylerden haberdar
olmamak, her şeyin tek tıkla ulaşılabilir olduğu günümüz dünyasında kabul
edilebilir bir şey değil. Hele ki performans öznesi için hiç değil! Bu nedenle
hiçbir şeyi kaçıramayız. Aksi takdirde sistem sizi “başarısız” olarak
damgalayabilir. İşte bu yüzden performans öznesi gelişmeleri kaçırmaktan korkar
ve bu durum, psikoloji literatüründe FOMO (Fear of Missing Out/Gelişmeleri
Kaçırma Korkusu) olarak ifade edilir.
Her şeyin çok hızlı bir şekilde ulaşılabilir olması ve sistemin performans
öznesinden “hız” beklentisi, performans öznesinin herhangi bir şeye dikkat ve
tahammül etme becerisini ve daha da vahimi sabrını sömürür. Performans öznesi
artık “hap” bilgiler peşindedir. Bir makale, roman ya da haber gibi içerikleri
kendini vererek hatta altını çize çize (özümseyerek) okumak yerine yapay zekâya
özetleterek içeriği âdeta hadım eder. Çünkü dikkat ekonomisi bunu gerektirir.
Ne de olsa performans öznesi, mümkün olan en hızlı şekilde başarıya ya da
sonuca ulaşmak zorundadır. Bu da performans öznesini yüzeyselleştirir. Zavallı
performans öznesi, artık hiçbir şeyde derinleşemez. Zira derinleşme zaman, çaba
ve sabır gerektirir. Bunlar ise sistemin aksi yönündeki meziyetlerdir.
Sistemin bilinçli olarak “iyi”, “güzel”, “başarılı” hatta “mükemmel” olanı
öne çıkarması, zavallı performans öznesinin kendini her zaman “başarmış” olanla
kıyaslamasını beraberinde getirir. “Ohh be hayat sana güzel”, “yaşıyorsun bu
hayatı”, “vay be ne hayatlar var” vb. söylemlerle kendini ve kendi hayatını
sorgulayan performans öznesi, “eksiklikleri” yüzüne çarptıkça hayatta kalma yanlılığına (survival bias) kapılır. Hayatta kalma yanlılığı,
bir kişinin kendini sürekli olarak daha iyisiyle karşılaştırması sonucunda
yaşadığı eksiklik hissi olarak tanımlanabilir. Oysaki gerçek hayatta kötü,
çirkin ve başarısız da vardır. Ancak sistem, performans öznesinin kendini her
zaman eksik görmesi ve bu eksiklikleri tamamlamak için sürekli olarak bir
şeyler alması ya da tüketmesi üzerine kurulduğundan pozitif bir yanlılık
gösterir. Bu yüzden kötü, çirkin ve başarısız olan görünür olmaz.
Kendini eksik gören performans öznesi, başka performans özneleri için “başarmış”
statüsünde olabilir. Ancak sistem, başarısızlığı ya da başarıya giden
çetrefilli yolu göstermek yerine mükemmel sonucu göstermeye odaklanır. Yani
sadece güzel, başarılı ve mutlu anları performans öznesinin gözünün içine
sokar. Örneğin kişi belki de sizin fotoğrafta gördüğünüz “o muhteşem tatile”
gidebilmek için kredi çekti ya da aylar boyunca canhıraş çalıştı. Neticede
sizin gördüğünüz sadece o muhteşem tatil fotoğrafı olur. Tatil için çekilen
zahmet, harcanan emek değil. İşte bu durum, literatürde “ördek sendromu” olarak
ifade edilir. Nasıl ki ördekleri zahmetsizce suyun yüzeyindeymiş gibi görürüz,
ancak suyun altına baktığımızda suyun yüzeyinde kalabilmek için ayaklarıyla
yoğun bir çaba gösterdiklerini anlarız, performans öznesi için de durum tam
olarak böyledir. Ördek sendromuna kapılan performans öznesi sadece güzel anlarını
yani ideal benliğini sergilemeye çalışır. Zaten gerçek benlik ve ideal benlik
arasındaki fark da artık kimsenin umrunda değildir. Zira yüzeysel performans
öznesi, görünenin ardındakini merak etmez. Onun için görüntü, gerçekliğe
eşittir.
Evet, görüntü gerçekliğe eşittir. Bugün gördüğüm bir ördeğin görüntüsünden,
içinde yaşadığımız gerçekliğe uzanan bir çağrışımlar silsilesinin sonucu çıktı
bu yazı. Ve evet, dur(ama)dım. Oysaki amacım sadece ördeklere bakmak ve ânın
tadını çıkarmaktı. Hiçbir şey yapmadan ve hatta düşünmeden öylece ördeklere
bakmak… Ancak zihnimde önce yeşil başlı gövel ördek türküsü dönmeye başladı
(evet, bu türküyü çok severim=)). Sonra ördek sendromu, sonra duramayışım…
![]() |
| yazımın asıl kahramanı yeşil başlı gövel ördek=) |
