22 Ocak 2023 Pazar

Televizyon, Öldüren Bir Eğlencedir

 

İletişim bilimci, medya teorisyeni ve kültür eleştirmeni Neil Postman’a göre televizyonun yerine getirdiği en etkili işlev, eğlendirme işlevidir. Televizyonun bu işlevi doğrultusunda bugün dinden siyasete insanın yaşamında önem taşıyan her türlü unsur, TV sayesinde (sebebiyle) eğlenceye dönüşür. Postman, “Televizyon: Öldüren Eğlence” isimli kitabında bu durumun vahim sonuçlarından bahseder. Ona göre toplum televizyona o kadar bağlanmıştır ki problemleri göremez, eleştiri yapamaz, televizyonu olduğu gibi kabul eder. Yani toplum, televizyon karşısında oldukça pasiftir. Televizyonu kontrol etmek yerine, televizyon toplumu kontrol eder. Zira bir kitle iletişim aracı olan televizyonun toplumla olan iletişim biçimi tek yönlüdür. Toplum, televizyondan gelen mesajların pasif bir alıcısı konumundadır. Toplumdan televizyona doğru eş zamanlı bir geri bildirim söz konusu değildir. Bu nedenle televizyonun, toplum üzerinde tek yönlü ve zorlayıcı bir etki alanı oluşturduğu söylenebilir.

Televizyonun toplum üzerindeki zorlayıcı etkisi, televizyon izleyen ya da izlemeyen herkesi kapsama ve etkileme gücünün bir göstergesidir.  “Ay ben televizyon izlemem ki…Evimde televizyon bile yok benim” diyenler de dolaylı yoldan televizyon içeriklerine maruz kaldıklarından televizyonun vahim sonuçlarından nasibini alırlar. Zira günümüzde neredeyse herkesin kullanıcısı olduğu sosyal medya, televizyon içeriklerinden bağımsız değildir. Aksine, televizyon içeriklerinden bir hâyli beslenir. Örneğin televizyon ortamında yayınlanan bir sabah kuşağı programı olan Müge Anlı ile Tatlı Sert programına televizyondan maruz kalmayan bir kişinin, programdaki içeriklere sosyal medyadan maruz kalması oldukça muhtemeldir. TV’de yayınlanan pek çok sabah kuşağı programında, prime time’daki dizilerde veya daha geç vakitlerdeki tartışma programlarında-ki iletişim literatüründe bu programlar “sohbet programları” olarak isimlendirilmesine rağmen konuşmacılar sohbet edemeyip bağıra çağıra tartıştıkları (!) için halk arasında tartışma programı olarak bilinir-gösterilen bazı içerikler sosyal medyada caps hâline getirilebilir ya da kesit olarak sunulabilir. Böylece TV’de yayınlanan içerikler sosyal medyada etkileşim almış ve kitleyi etkilemiş olur.

Postman, televizyon için öldüren eğlence derken TV’nin eğlendiriciliğinden ziyade toplum üzerinde yarattığı kolektif bir uyuşma, edilgenlik, atalet ve kabullenmişlik gibi olumsuz etkilerini vurgular. Tıpkı ebeveynlerinden gözlemlediği her şeyi çabucak taklit ederek öğrenen bir çocuk misali toplum da televizyondan, süzgeçten geçirmeden etkilenerek öğrenir. Doğrudan TV üzerinden ya da sosyal medyadan maruz kaldığı TV içeriklerinden farkında olarak ya da olmayarak öğrendiği davranışları, söylemleri, düşünce kalıplarını, yaşam tarzlarını vb. pek çok unsuru “sorgulamadan” hayatına dâhil eder ve işe koşar. Örneğin prime time’da yayınlanan bir dizi karakterinin idiolektini (kendine has söylemleri ve konuşma biçimini) taklit eder ve içselleştirir. Yine dizilerde ya da sabah kuşağı programlarında şahit olduğu olaylardan yola çıkarak kendi hayatı hakkında çıkarımlar yapar-ki bu çok tehlikelidir. Daha da tehlikeli olanı ise toplumu ilgilendiren oldukça önemli konuları sadece TV aracılığıyla (dizilerden, programlardan vb.) öğrenmesi durumunda TV nasıl istiyorsa o şekilde öğrenmiş olur. Bu noktada da Postman’ın şu ünlü cümlesi akıllara gelir:

“Mesajın iletilme biçimi içeriğini dışlar.”

Yani ne söylenildiği değil, nasıl söylenildiğidir olay. Bu durum, Fransız sosyolog Baudrillard’ın “Körfez savaşı olmadı” şeklindeki ünlü yorumuyla ilişkilendirilebilir. Tabii ki Baudrillard bu söylemi ile Körfez savaşının fiziki olarak yaşanmadığından bahsetmiyordu. Bahsettiği şey, bu vahim olayın savaştan ziyade televizyon (medya) tarafından “seyirlik” olarak ele alınmasıydı. Zira televizyon, Körfez savaşına ilişkin görüntülerle tuvalet kağıdı reklamını arka arkaya gösteriyordu. Savaşa ilişkin görüntüler ve tuvalet kağıdı görsellerine aynı anda maruz kalan ve zihni medya tarafından allak bullak edilen kişinin gerçeklik algısının bozumu bir yana, kişinin savaşa ilişkin görüntüleri evinde koltuğa yayılmış ve belki de patlamış mısır yiyip kola içerek tıpkı bir filmi izlermiş gibi izlediği düşünüldüğünde, kişinin tüm bu olup biten karşısında  sadece bir “izleyici” olduğu söylenebilir. Yani pasif, televizyonun gösterdiği kadarını bilen, maruz kaldığı olumsuz haberler sonucunda belki birazcık üzülüp hemen sonrasında maruz kaldığı yiyecek reklamlarıyla ağzı sulanıp sipariş veren, her şeyi seyirlik bir nesne olarak tüketen bir izleyici. İşte bu yüzden televizyon, öldüren bir eğlencedir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

NORMAL SADECE BİR İLLÜZYONDUR

 Sosyal bilimciler olarak bizler araştırdığımız bir konuyla ilgili tutum, niyet vb. davranış öncüllerini ölçmek için genellikle anket kullan...