14 Mart 2026 Cumartesi

Dolayısıyla...

 Dolayısıyla, dolayısıyla, dolayısıyla… Bugün fakültede kendi aralarındaki sohbetleri sırasında hocalardan, lisansüstü öğrencilerle yaptığım görüşmelerde ise öğrencilerden bolca duyduğum bir bağlaç. Hatta hiç abartmıyorum, fakültedeyken gün içinde 100’e yakın kez bu bağlaca maruz kalmış olabilirim. Tabii benim de bu bağlacı ders anlatırken ve hocalarla ya da öğrencilerle konuşurken kullandığımı düşünürsek, belki de bu sayı 100’ü geçmiş olabilir. Peki bu bağlaç neden bu kadar ilgimi çekti? Tabii ki “gereksiz” bir meraktan=) (mantıklı iç ses: kızım otur çalış, ders hazırla, makale yaz, bırak insanlar hangi bağlacı kullanırsa kullansınlar…; gereksiz meraklı iç ses: nerede kimsenin üzerinde düşünmediği, gereksiz bir şey olur, zaten ilgini o çeker, olsun çeksin=)) Neyse, iç seslerim tartışadursun, biz konumuza dönelim. Hocalardan duyduğum her “dolayısıyla” bağlacından sonra gün içinde aklımda şu soru döndü durdu: “Acaba hocalar günlük hayatlarında evde TV karşısında uzanmış eşiyle çocuğuyla konuşurken ya da arkadaşlarıyla bir kafe ortamında muhabbet ederken de bu ‘dolayısıyla’ bağlacını mı kullanıyor yoksa bu bağlaç, yerini ‘yani’ bağlacına mı bırakıyor?” Tabii ki hocaların günlük hayatlarındaki muhabbetleri, ilgimi çeken kısım değil. İlgilendiğim asıl nokta, günlük hayatta “bağlama göre değiştirdiğimiz” kelimeler.

Bağlama göre değiştirdiğimiz kelimelerden yola çıktığım zaman Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün Dilsel Pazar Kuramı ile karşılaştım. Bu kurama göre bir toplumda oluşan her bir sosyal ortam, kendine has bir dilsel pazar yaratır. Dilsel pazarlar hangi dil biçiminin (örn. aksan, kelime seçimi, konuşma tarzı) daha değerli, güçlü veya prestijli sayıldığını belirler. Bu noktada toplumdaki egemen sınıfın (örn. eğitimli sınıf) kullandığı dil “doğru” kabul edilerek meşrulaştırılır. Bu dili konuşamayanlar (örn. eğitim seviyesi düşük sınıf) ise “dilsel sembolik şiddet”e maruz kalıp dışlanabilir. Kişi, eğitim ve sosyal statü ile egemen sınıfın dilini (meşru dili) kullanma yetkinliği kazanır. Öte yandan herkesin, içinde yetiştiği sınıfa özgü konuşma, jest ve vurgulardan oluşan dilsel habitusları (konuşma tarzları) da vardır. Dilsel habituslar, meşru dil gibi değer görmeyebilir; hatta değersizleştirilebilir. Buna karşın, bazı durumlarda dilsel habituslar değerli görülüp meşru dil de değersizleştirilebilir. “Dolayısıyla” kişi, içinde bulunduğu bağlama göre dilini ayarlamak durumunda kalır. Tıpkı Jung’un personaları gibi. Nasıl ki iş ortamında daha ciddi bir maske (persona) takınıp ev ortamında son derece rahat ve samimi olabiliyorsak, iş ortamında da meşru dili kullanıp aile ortamında kendi dilsel habitus’umuza dönmemiz son derece normaldir.

“Dolayısıyla sosyal medyanın dijital vicdan davranışını doğurduğunu ifade etmek mümkün.”

Bir akademisyen yukarıdaki cümleyi akademide ve/veya kongre, sempozyum gibi bilimsel bir toplantıda kurabilirken, evinde ya da samimi bir arkadaş ortamında aynı cümleyi dilsel habitus’uyla şu şekilde ifade edebilir:

“Yani sosyal medyayla ‘klavye delikanlıları’ çoğaldı.”

Her iki cümle de çok yakın anlamlara gelse de bu cümlelerin ifade edildiği dilsel pazarların farklı olması, kullanılan dili de doğal olarak farklılaştırır. Akademisyenin üniversite ortamında bir çalışma arkadaşıyla ya da lisansüstü öğrencileriyle konuşurken “klavye delikanlıları” ifadesini kullanması, o akademisyenin “saygınlığını” zedeleyebilir. Akademisyen olmayan kişilerden oluşan samimi bir arkadaş ortamında veya aile ortamında ise “dijital vicdan” kelimesini kullanması, onu “entel dantel konuşma” eleştirilerine maruz bırakabilir. Hatta akademisyenlerden oluşan fakat okul ortamı dışında bir kafede yapılan muhabbet içinde dahi “akademisyence” (dolaylı, edilgen, terminoloji ağırlıklı) konuşmalar yapılması, zihnini rahatlatmak için kafe ortamında sosyalleşmek, rahatlamak ve akademik meselelerden bir süre olsun uzaklaşmak isteyen diğer akademisyenleri rahatsız edebilir. Üstelik kişi bunu “bilinçli” olarak, diğerlerinden daha “prestijli”, “itibarlı” görünmek için yapıyorsa bu durum daha da çekilmez bir hâl alabilir. Bu tür kişilere önce “dilsel habitus’un kadar konuş” uyarısını yapınız. Baktınız olmuyor, hâlâ meşru dilde ısrarcı, o zaman ortamdan sessizce uzaklaşınız, kendi sıcak, samimi habitus’unuza doğru=)

Kişisel ve mesleki gözlemlerimden yola çıkarak lisansüstü (yüksek lisans, doktora) öğrencilerinin “dolayısıyla” bağlacını lisans öğrencilerine göre daha sık kullandıklarını söyleyebilirim. Lisansüstü öğrencilerinin akademi dilsel pazarına adım atmalarıyla bu bağlaca ders ve tez dönemleri boyunca danışman hocalarından, ders aldıkları diğer hocalardan ve okudukları makalelerden çokça maruz kaldıklarını göz önünde bulundurursak dilsel sermayelerine bu “meşru dil” bağlacını katmalarının son derece muhtemel olduğunu düşünüyorum. Ne de olsa lisansüstü öğrencilerinin içinde bulundukları akademik faaliyetler (makale okuma, makale yazma, tez hazırlığı, tez araştırması, tez yazma vb.) lisans düzeyindeki öğrencilerden çok daha yoğun. Bu da doğal olarak lisansüstü öğrencileri meşru dile daha da yakınlaştırıyor. Bourdieu’nün Dilsel Pazar Kuramı ile karşılaşmadan önce dilsel sermayenin kişiler arasındaki farklılaşmasını jenerasyon düzeyine indirgeyip açıklamaya çalışıyordum. Örneğin, dijital çağın içine doğan Gen Z’nin sosyal medya diline daha hâkim olmasını, cringe’lerin, POV’ların havada uçuşmasını, tamamen onların jenerasyonlarına bağlıyordum. Oysaki Gen Z’ye mensup bir kişi pekâlâ meşru dil kullanması gereken bir dilsel pazarda (örn. iş ortamı, akademi vb.) “Bu durum utanç verici, onun adına çok utandım” diyebilirken, diğer Gen Z’lerden oluşan samimi bir arkadaş ortamında “Ay cringeee…” deyip tek bir kelimeyle işin içinden çıkabilir. Jenerasyon dışındaki bir diğer açıklamam ise günümüz “modern” insanı Homo Videns’ti. Zira Homo Videns, ekran kaydıran, sadece görüntülere odaklanan, metni görmezden gelen, dikkat süresi son derece kısalmış günümüzün modern insan türü olarak soyut düşünme yeteneğini çoktaan kaybetmiş durumda. Homo Videns’in bu tembelliğinin, dilsel sermayesine de yansıdığını düşünüyordum. Fakat Bourdieu’nun kuramına göre Homo Videns dahi yeri geldiğinde dilsel pazarın gerektirdiği meşru dili kullanabilir.

Homo Videns de olsa Homo Sapiens de olsa, kişinin dilsel pazarın gerektirdiği dili kullanması son derece önemlidir. Zira Dilsel Pazar Kuramı ile son derece ilişkili olan atasözümüzün de belirttiği gibi “Dil vezir de eder, rezil de.” Bir kişi dilsel sermayesi sayesinde “kendini çok şahane bir şey de sandırabilir”, “birilerini çok rahat da kandırabilir.” Ne alaka yahu? Konuyu buraya nereden getirdin şimdi? diyorsanız, bu yazıyı yazmaya başladığım andan itibaren kafamda yankılanan söz-müzik Sezen Aksu'ya ait bir Gülben Ergen şarkısı olan Arka Sokaklar’dan. Neden mi? Çünkü şarkıda “kendini şahane bir şey sandırabilirsin”, “sen beni istersen çok rahat kandırabilirsin” ifadelerinin yanı sıra  çokça “dolayısı ile” ifadesi geçiyor da ondan=) 

Bir not: TDK sözlüğüne göre dolayısıyla bağlacı “dolayısıyla” olarak yazılır, şarkıdaki gibi “dolayısı ile” değil. Şarkıda ritme uygun olması için böyle bir kullanım tercih edilmiş olabilir. 

Dolayısıyla...

  Dolayısıyla, dolayısıyla, dolayısıyla… Bugün fakültede kendi aralarındaki sohbetleri sırasında hocalardan, lisansüstü öğrencilerle yaptığı...